Canım Ayağım…
10 Mar
Ben de bu zamanı bekliyordum yazmak için.
Geçen hafta Uludağ’a kar yağdı, bu hafta da güzel bir hava durumu olacak diye tahmin ediliyor. Kayak için son şans… Ahanda burada da teklifimi yapmıştım ama ne yazık ki bu teklifi geri çekmek durumundayım. Neden?
Dün gece halı sahada kendimi sakatladım da ondan. Ayağımı kötü biçimde burktum… Çıtırtıları duydum sen düşün. Kırıldı sandım başta ama bir iki dakika sonra parmaklarımı oynatabilince büyük bir oh çektim. O dakika korkum ya lenfler koptuysa idi. Çıkarttım ayakkabıyı şişlik de yok. Tabi inanılmaz acı veriyor…
Eve gelene kadar sürekli buz ama nereye kadar değil mi? Yatçak uyuyacak bu çocuk. Home-office de çalışamaz bilgisayarı ofiste bıraktı. Sabah olunca paşa paşa gidecek ofise…
Gel gör ki yataktan kalkamadım sabah, yani ayağa kalkamadım. Bi şekilde çıktım ama sonunda… Tabi hedef ofis değil hastane. Röntgendi, güzel hemşirelerdi derken doktora geldi sıra. Doktorun dediğine göre sol ayağımda örgü bağlarda zedelenme varmış, iç kanama olmuş, moraracakmış, kormayaymışım. İyi dedim ben de korkmam, ne kadar süre sonra iyileşir ? 15 gün bandajlı gezmelisin dedi. Hah işte o anda hayallerim yıkıldı. Mart bitiminde ancak iyileşebileceğim sanırım. Kayak da yalan oldu tabi.
Neyse, önümüzdeki maçlara bakacağız…
Canım ayağım çok acıyor bileğimden bükülünce…
O değil sabah babamı aradım bir de ondan fırça yedim. Kardeşim de lenflerini esnetmiş sanırım, onunki de alçıda. Nedir sizden çektiğim diyor adam. E haklı. Dedim tamam baba, ben gelince Fırat’ın kulağını çekerim :)
Annemi aramıyorum, çünkü abartacak, sonra gün içinde 5 dakikada bir arayacak. Biraz geçsin ayağım öyle söyleyeceğim. Umarım bloga girip okumaz.
PS: Geçen elimi yakmıştım elimin bandajlı fotoğrafını koymuştum ama bu durumda ayağım pek estetik durmayacağı için koymuyorum. Öperim gözlerinizden.
28 Şubat
28 Feb
O değil de neden ikinci ay bi 28 bir 29 oluyor? (pardon, üç 28 bir 29 oluyor.) Meğer cevap çok kolay bulunabilecek bir yerdeymiş de ben hiç bakmamışım, merak etmemişim.
Bizim Roma imparatoru Julius (Caesar) gitmiş bir Mısırlı astronoma bir takvim yaptırmış (bknz: Julyen Takvimi, ayrıca Temmuz(July) Julius’dan gelmekte. ). Ahanda bu takvimin ilk ayı Mart ayıymış. E dolayısıyla Şubat ayı yılın son ayı olmakta, artık saatler de bu ayda birikmekte.
Tabi o zamanlar (Sezar zamanlarında) Şubat bir 30 üç 29 çeker… Ta ki Agustus Kral oluncaya kadar. Ağustos ayına kendi adını veren Agustus o zamanlar 30 çeken Ağustos’un Temmuz ayı karşısında güçsüz kalmasına dayanamaz Ağustos ayına bir gün daha eklettirir. Nereden alacaklarpeki bu bir günü? Tabi ki gariban Şubat ayından ekleyecekler. Dolayısıyla Şubat ayı 30-29 şeklinde olan döngüsü, 29-28 döngüsü haline gelir…
Durum budur okur, bilgine…
Aklımda Duracağına…
26 Feb
Ya şu son zamanlarda düşünüp de yapamadığım, kimisini zaten yapamayacağım şeyleri bir araya toplayayım dedim. :)
- Dil öğrenmek (Şuradaki yorumu yapan arkadaşa sevgiler insan kendi cevabıyla nasıl ezilirmiş öğretti :) )
- Kısa Film çalışması (bknz: bir önceki post )
- Analog Makine ile gün ışığında iki makara bitirmek (bknz: twitter status)
- Yazılım sertifikası almak! (Cenk beni öldürecek)
- Bir kere daha Uludağ’a gitmek (bknz: snowboard)
- Rafting yapmak (Sanırım ilkbaharı beklemek gerekiyor bunun için)
- Bugün Ümit (Kız Ümit)’in yazılarımı tam okumadığını farkettim, onun için yazılara ilişkin yorumları görmek için yazı hakkında soruları içeren bir quiz eklentisi geliştireceğim :) Geliştirme konusunda çok fikir var da böylesine gereksiz birşeyi sadece ben kullanacağım için fikir hırsızlığından pek korkmuyorum.
Bu kadar geldi şimdi aklıma sonra eklerim gerisini…
Kısa-Kısacık Fil(i)m
23 Feb
Dünkü yazımdan sonra herhalde hepiniz Prensese Mektuplar nedir ne değildir biliyorsunuzdur sanırım. İşte oradaki bir yazı içimde depreşip duran kısa film yapalım, görselli mörselli müzikli bişeyler yapalım heyecanını daha da zaptedilemez hale soktu. Zaten sürekli izlediğim kısa filmlere bir de böylesi eklenince çok canım çekti gerçekten.
Bunun üzerine de leblebimle Fatih Akın’ın Solino filmini izledikten sonra iyice niyetlendim ben bu işe.
.jpg)
Solino’yu izlemeyeniniz vardır elbet. Filmdeki öğeler zaten Fatih Akın klasiği Bu yazının devamını okuyun »
Prensese Mektuplar
22 Feb
Kral Büyük Frederick Euler’den 16 yaşındaki yeğeni Anhalt-Dessau prensesine mektupla hocalık etmesini istedi ve Euler felsefe, bilim, matematik gibi değişik konular üzerine iki yıl boyunca haftada iki mektup yazıp prensese gönderdi. Prensesten hiç bir zaman bir cevap gelmedi, ama bu dahi matemetikçi sıkılmadan bilgilerini bu onaltı yaşındaki prensesin anlayabileceği bir yalınlıkta ona sunmaya devam etti. 1768′de Euler arkadaşlarının tavsiyesi üzerine bu mektupları üç cilt halinde ” Lettres à une princesse d’Allemagne” ismiyle yayınladı, bir alman prensesine mektuplar. Bu blog Euler’in Anhalt-Dessau prensesiyle yaptığı karşılıksız mektuplaşmaya öykünmeyle başlayan bir serüvende yazılan mektuplarda karşımiza çıkan güzellikler üzerine düşülen dip notlardır…
diyerek tanımlanmış bir web-günlük’ün ismidir “Prensese Mektuplar“. Genelde modernist bir yaklaşımla tanımlarında olduğu gibi hemen hemen herşeyden bahsetmekteler. Beni google-reader’dan yada buzz’dan takip ediyorsanız zaten bir kısmını okuyorsunuzdur yada okuma fırsatı buluyorsunuzdur diyeyim :)
Peki bu yazı sadece bu günlüğün tanıtımı mıdır? Olmamalı elbette.
Şikayetlerim var (şimdilik iki tanecik); Bu yazının devamını okuyun »
Snowboard
17 Feb
Yeni bir heyecan edindim geçtiğimiz haftasonu. Bursa-Uludağ’da bir haftasonu geçirdim, kar tatili gibi birşey oldu. Daha önce hiç böyle bir tatil geçirmemiştim.
Kar tatili bir yana kayak tatili daha da bir başka durummuş. Ufuk geçen hafta bir turla kayak tatili yaptı, gitmiş kaymış, belini falan ağrıtmış, ama çok eğlenceliymiş… Zaten bizi de o heveslendirdi. Aslında ben çok da heveslenmemiştim, esasında Funda’nın çok hoşuna gitti bu plan. Herneyse, biz de ayarladık kendimizi, aynı tura katıldık cuma akşamı ve Bursa’ya yola koyulduk kafileyle. Bu arada ben “Lüleburgazlıyım soğuğa alışığım” edebiyatı çekmeyeceğim size nitekim dağa spor ayakkabıyla çıkan bir ben varımdır heralde. Ya benim kışlık hiçbirşeyim yokmuş, ben onu farkettim. Neyse…
Kayağa ilgi duyan biri değildim. Bir de herkes bir yerlerini incitiyordu ben de açık açık saçma buluyordum. Hem senede kaç kere yapabilirsin ki? Etrafımdakiler de öyle düşünüyordu, kime söylesem;
- Aman dikkat et kendine!
- Aman bir yerini sakatlama, bilirim sen rahat durmazsın…
- Sağlam bıraktık, sağlam gel…
gibisinden nasihatler yağdırıyordu. Ama işte o cumartesi sabahı yok mu… Böyle garip bir heyecan oluyor insanın içinde o malzemeleri görünce. Tur bizi öyle dandik bir otele götürdü ki anlatamam. Sular kesilir, soğuk akar, elektrik kesilir… Otelin işletme sorunlarından bahsetmeye gerek bile yok. Neyse cumartesi sabahına gidelim biz iyisi mi… Önce otelin kayak malzemelerinin olduğu yere gittik; oradan bot ve board kiraladık. Daha sonra şu su geçirmeyen eşofmanlardan (adı var da unuttum ya) aldık, sonra da kar maskesi ve gözlük (gözlükler çok güzel, benimkisi sarı :) ama çok para ya… Mantıksız.) aldık. Funda’ya bir de su geçirmeyen eldiven aldık. Bu arada hava inanılmaz kötü. Baya baya tipi var ama bize ko-maz, attık kendimizi kara. Çok soğuk ama özlemişiz :) Her daim kara hasretiz, nasıl oluyor bu anlamıyorum gerçekten.
En sonunda sarındık, sarmalandık, gözlüklerimizi takıp çıktık en amatör piste. “Aptal Ağacı” denilen bir ağaç varmış ona kadar çıktık. Bütün amatörler orada toplanmış :D Ayaklarımızı bir güzel bağladık boarda. İnsanın içi içine sığmıyor. Aman allahım o nasıl birşey! Ayağa bile kalkamıyorum! Bir öne düşüyorum dizlerimin üzerine, bir arkaya… Kafa üstü, kol üstü… Sonra biraz etrafı izledim, insanlar nasıl kalkıyor diye baktım. Evet kalkmayı öğrendikten sonra 2-3 metre gitmeyi başarabilmeye başlamıştım 1 saat sonunda. (Ders almadım çünkü hava çok kötü aldığın dersten birşey anlamazsın dediler. Ben de zaten o kadar para vermek istemiyordum, tam oldu.) Öğlen oldu ama 2 saat boyunca dayak yemiş gibiydim. Her yerim ağrıyo ve acıyor… Parmaklarım, bileklerim, sağ omzum, belim, karnım, popom, dizlerim…
JavaTip – Setting Java Name Service Providers Priorities
17 Feb
Today’s big thing is the following java property;
-Dsun.net.spi.nameservice.provider.<n>= file || dns || dnsjava || nis ||...
We have been troubling by host-name resolving problem with Apache Tomcat for a while. 5 min ago we found that property and applied
-Dsun.net.spi.nameservice.provider.1= file,dns,dnsjava
to Tomcat’s catalina.sh (Path = %CATALINA_HOME%/bin/catalina.sh)
And all is ok.
PS: For more Java networking properties you may take a look http://java.sun.com/j2se/1.4.2/docs/guide/net/properties.html
Aklıma Düşen Bir Salkım Üzüm
8 Feb
Sonbahar gelirken beni en çok sevindiren yanı bağlara ala düşmesidir… Acemice budanmış, önceden kükürtlenmiş, ot içinde bakımsız gibi görünen fakat bir o kadar da canlı asmanın yanına yanaşıp sepetinizi yerleştirmek için güzel ve ulaşılabilir bir yer aramanın bile tadı başkadır.
Bağ makasını kullanmadan önce meyvesini saklayan o dalları usulca kaldırmalı, altında gizlenen mor üzüm salkımlarına ulaşmalısınız. Dalından almadan önce insanın dokunası gelir tanelere ve o toz tabakası elinize bulaşır, daha canlı bir renkle dayanılmaz kılar kendini. Ağırlığına şaşar, düzenli bir düzensizlikle sizi karşılamasına gülümsersiniz. Ardı ardına dizilmiş tanelerin kimisi affınıza sığınır yer yer yeşil kalmış taneleriyle. Kimi salkımlar ise dokunsanız patlayacakmış gibi salınır…
Bir sitem eyledim
7 Feb
Sevgili okur,
Artık sana “saygılı” da diyeceğim nitekim hiç sesin çıkmıyor, herhalde saygıdandır diye varsayım yapıyorum. Ben de bu duruma az biraz bozuluyorum ama neyse sorun değil! Bu satırları sana (bu karakterleri diyerek bilişimci bir yaklaşımda da bulunabilirmişim, ne güzel) Kanarya Adaları’ndan yazıyorum. Ekvatoral iklimin en taze yerinden bir yudum alıp sana sevgilerimi sunuyorum. Şaka şaka Kanarya Adaları’nda değilim. Kim gidecek pazar pazar oraya? Kaldı ki pazar günleri battaniyemin altından çıkmamak uğruna, yatağın yanındaki bilgisayarıma uzanmak için bile düşünen bir ben var okuduğun yazının arkasında… Olsun sorun değil. Ben yine de uzandım senin için.
Kayseri’ye gittim, çalıştık, yorulduk, hasta olduk(!) sorun değil de. Kayseri güzel bir şehir, sanırım bir dahaki gidişime kaldı fotoğraflar çünkü makinemi evde bıraktım. Aramıza bir soğukluk girdi nedendir bilmem. Ama o kar yağmış, gece ışıklanmış şehir karelerini çekemediğim için üzgünüm gerçekten. Sorun değil ama değil mi?
O değil insanın sevgilisinin Çin yemeklerini öğrenmesine ne demeli? Ya aslında güzel de olmuş ama içten içe bir korku var içimde o baskın soya tadına ve ilginç tariflere karşı. Ne yapmalı bilmiyorum, boynum bükük bekliyorum. Bu büyük sorun olabilir.
Bugün evde yapacak çok işim var. Odam darmadağın, eşyalarımı düzenlemem gerekiyor. Bir de ayakkabılarımı sileceğim. Sorun değil demeyeceğim bu sene kış mevsimini gerçekten de yaşadık, hatta fazlasıyla yaşadık. Her sevdiğim ya üşüdü, ya ıslandı ya da çamurlandı. Bana soğuğu kötü belletme sevgili kış mevsimi. Adam gibi kararında yaşa.
Bugün belki fish-eye makinamla ilgilenirim biraz. 3 5 poz bir şey kaldı onda da, az kaldı banyosuna. Yakında yeni fotoğrafları göreceğiz.Tabi güneş çıkmamasına baya baya bozuluyorum bu aralar ama sorun değil, az kaldı bahara. Daha güzel kareler ve yuvarlaklar (fish-eye yuvarlak ya o anlamda söyledim, gerçi diğerleri de kare değil dikdörtgen. Neyse…) çekeceğim :)
Of saat 12 olmuş yahu. Kahve saati…
Az şekerli…
PS: ne biçim yazı yazmışım ya.
Son zamanlar yaptıklarıma bakma n’olursun…
1 Feb
Biliyorsun uzuncadır yazı yazmıyorum. Aslına bakarsan pek çok şey olurken yazmadım buraya. Bu süre içinde yoğun iş temposu da beni bir an yalnız bırakmadı, hala da gündemimde. Sanırım bi 40 sene de böyle olacak. Olsun.
Acı yok! :)
Ne yaptım bugüne kadar? Hemen anlatıyorum… Ankara’ya gittim geldim. O gün görüşmelerimden sonra Cenk ve Serdar Patron ile hemen bir aktivite içinde buldum kendimi :) (Pınar’a sevgiler, saygılar. Ehöhöm.) Pek bir güzel geçti. Sabahında gözümü İstanbul’da açtım, deli bir yağmurda. Eve geldim, sıcak sudan sonra kendime kahve yaptım, kaloriferlerin yanmasını bekledim (genelde 6:30′da yanar bizim kaloriferler) o boruların genleşme sesi kulağıma gelmeye başladığı anda artık uykuya hazırdım. Akışkanlık teorisini çürütecek pürüzsüzlükle nasıl yatağın içine kaydım anlatamam. O yüzden de o teoriyi çürütemem. Neyse.
Uzun toplantılar, makaleler ve bir yandan da diğer projelere desteklerim sürmekte iş hayatındaki Çağdaş için. Ama son iki haftasonu pek çok şey yaptı gündelik hayatında diğer Çağdaş. Öncelikle Bu yazının devamını okuyun »


